aşk
umut
yaşam
hayal
mutluluk
huzur
sevgi
…
her gün veya hemen şimdi bugün, senle akla gelen sözcükler…
mutlu olduğunu ve de beni sevdiğini bilerek uyuya kaldığım her günün gecesi ve de sabahı…
elimde öyle büyük bir güç var ki, asla bir anlık bile olsa bir yere bırakamayacağım minik bir el…
içim ölesine şen ki, onbinlerce müzisyen tek bir şey çalıyor…
bahar, farketmez ilk veya son. içimde ölesine canlısın ki. mevsimlerim gibi…
ve ben tüm bunları sadece bu doğduğun günde değil, doğumunun ve de varoluşunun benimle birlikte çarptığı her günde sadece seninim…
hediyen bu yıl yine benim…
seni seviyorum….
iyi ki doğdun…

Korkardım anlamını yitirmeni ve bu yüzden
hiç koyamadım seni devrik bir cümlenin içine.
Hiç yakın olmadın yükleme istemedim çünkü
hiç bir zaman vurgulanıp alınmanı benden.
Yinede hep senden bahsederken alırım seni parenteze,
çünkü; sen ayrıca hep ayırd’edilmesi gerekensin.
Hayat var! Uç uç böceğinin
kanatlarının bir kapanışı bir açılışı gibi.
Ilık ılık esen rüzgarların pamuk şekerliliğinde, sevgilinin elleri gibi.
Bir yolcunun selamını alırken, bir yere ait olmanın güveni gibi,
Kaşlarını çatmış, kararan gökyüzünün ağlaması gibi.
Adı bayram olmuş şekerlere
bir çocuğun avuçlarını daldırması gibi.
Sürekli ivmelenen bir sevgide, içinin hergün dolup dolup taşması gibi.
Duyduğun her seste hatta her nefeste yaşayışının mutluluğu gibi.
Dışarıya her çıkışında içine, ciğerlerine çektiğin varoluşun gibi.
Rüya bitmez. Rüya başlar. Rüya
devam eder. Hayaller eklenir.
Uykun sessiz geçer o kadar kalabalığın içerisinde.
Bütün gece dünyanı gezersin, olduğun yerde; yatağında.
Onun gibi geçer hayat. Zaten “o” olmuştur hayat.
tancu
İçinden gözlerinin akıp gittiği nehir,
Gözlerinin içinde sürekli tek yöne; denize akan nehir,
Tam orada göğe karışıyor, denize rengiyle birlikte kendini veren göğe.
Ve şimdiye kadar içindeyken kendini bulduğum o nehir dahi değişiyor.
Usulca herşey sen oluyor.
tancu